AB Anayasası
Avrupa Birliği, öngörülen genişleme süreci sebebiyle, yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duymuştur. Avrupa’yı birleştirme hedefi çerçevesinde hazırlanan AB Anayasası, hem iç politika hem de dış politika çıkarlarını bir bütün haline getirmeye çalışmaktadır.
Avrupa Birliği Anayasası’nın hedefi, siyasi liderler tarafından kendi vatandaşlarına yeterince anlatılmaması ve doğru bir iletişim yönteminin geliştirilmemesi sürecin başarısız olmasının en mühim nedenlerindendir. Bunlarla birlikte, anayasa tartışmaları başka sorunları da gündeme getirmiştir. Örneğin; AB genişleme süreci, Birliğin kurumsal yapısı gibi.
13 Aralık 2007 tarihinde imzalanan ve 17 Aralık 2007 tarihli AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanan Lizbon Antlaşması, politika meselelerine ve kurumsal işleyişlere daha çok önem veren bir antlaşma olarak hazırlanmıştır. Bu antlaşmanın amaçları arasında şu hedefler göze çarpmaktaydı; AB’nin karar alma süreçlerinin etkinliğinin geliştirilmesi ve AB’nin işleyişine yasal bir çerçeve çizmek.
Anayasa tartışmaları çoğunlukla Türkiye’nin üyeliği ve AB genişleme süreci ile alakalı olarak gelişti, ta ki Lizbon Antlaşması imzalanana kadar. İşte bu sebeplerden dolayı Anayasa sürecini, AB – Türkiye ilişkilerinin etkilerini göz önünde bulundurarak incelemekte fayda vardır.
AB Kurucu Antlaşmalarının, Anayasa gibi bir işlev gördüğü düşüncesi vardı hep. Lakin gerçek bir Anayasa’nın AB’ye tek vücut olma ruhu katacağı düşünülüyordu. Avrupa Birliği’nin ortak bir Anayasa’ ya sahip olması düşüncesi işte bu fikirle yıllardır var olan bir meseledir.
2005 yılında Fransa ve Hollanda’da yapılan referandumlar neticesinde reddedilen AB Anayasal Anlaşma taslağı, birliğin kendine has yapısını sürdürmeyi ve Avrupa halkının Birliğin işleyişine yakınlaştırılması ve de bu yolla AB politikalarının Avrupa vatandaşlarına en iyi şekilde iletilmesi amaçlanmıştı. Yani AB’ye tüzel bir kişilik kazandırılmak istenmişti. Bu sayede AB, ekonomik işbirliğini tescilleyecek, siyasi yapısına kavuşacak ve vatandaşlarına aidiyet bilinci aşılanacaktı.
Anayasal Antlaşma taslağı hazırlanırken temel alınan öğeler şunlardı:
- Karar alma evrelerinin mümkün oldukça basitleştirilmesi,
- Şeffaflığın en ideal şekli alması,
- Parlamenter meşruiyetin önemine paralel bir şekilde arttırılması.
Oder’e göre; “AB’de anayasa kavramı çoğunlukla, AB hukuku düzeninin geleneksel uluslar arası antlaşmalardan farklı oluşu ve evrimsel ve maddi anayasa özelliklerini göstermesi ile açıklanır.”1. Doğrudan etki, doğrudan uygulanabilirlik ve ulusal hukuk karşısında AB hukukunun üstünlüğü gibi önemli hukuki prensipler AB hukukuna, uluslararası hukuk kaynaklarından ayrılan yeni bir hukuk düzeni niteliği kazandırmaktadır.
Did you enjoy this post? Why not leave a comment below and continue the conversation, or subscribe to my feed and get articles like this delivered automatically to your feed reader.

Comments
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın